- GDOlar insanları tehdit ediyor
Tüketici Örgütleri Federasyonu tarafından hazırlanan raporda GDO'ların insanı tehdit ettiği belirtildi.
Tüketici Örgütleri Federasyonu'nun “hak arama süreci ve yaşanan sorunlar” isimli raporunda GDO lu ürünlerin ülke çapında kısa ve uzun vadede büyük sorunlar getireceğine ve yapılması gerekenlere yer verilmiş.
“Kendi türünden ya da bir başka canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” olarak tanımlanan ve biyoteknoloji şirketleri tarafından 1990 lı yıllardan başlayarak tüketicilerin yaşamına yem ve gıda maddeleri olarak sokulan GDO ların 1998 yılından bu yana ithalatı yapılıyor.
Avrupa Komisyonunun bir raporuna göre bugün 30 çeşit üretilen GDO lu ürün sayısının 6 yıl içerisinde 120 çeşide yükseleceği öngörülmüş. Yıllardır TÖF üyesi örgütlerin ve duyarlı kesimlerin yaptığı çalışmalarla GDO ların insan, hayvan ve çevreye olan olumsuz etkileri anlatılmış ve bugün de anlatılmaya devam ediliyor.
Yönetmelikle ya da değil, GDO ların kontrolsüz girişi serbest!
26.10.2009 tarihinde Tarım Bakanlığının “GIDA VE YEM AMAÇLI GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNİN İTHALATI, İŞLENMESİ, İHRACATI, KONTROL VE DENETİMİNE DAİR” yönetmelikle GDO lu ürün, gıda maddeleri ve yemlerin girişine resmi bir dayanak oluşturulmuş.
Yoğun tepkiler üzerine, yönetmelikte yapılan değişiklikle başta etiketleme konusu olmak üzere birçok yeni düzenleme yapılmış, ancak eklenen geçici bir madde ile de 01.03.2009 tarihine kadar GDO ların kontrolsüz girişi serbest bırakılmış. Ancak, 04.12.2009 tarihinde Danıştay’ın 11. ve 20. maddelerini iptal etmesiyle yönetmelik yürürlükten kalkmış ve GDO ların, GDO lu ürün ile yemlerin kontrolsüz girişinin önü yeniden açılmış.
GDO lu ürünlerin girişini düzenleyen, ardından iptal edilen yönetmelikte, yılardır zararlarına dikkat çekilen “GDO’lu ürünlerde kullanılan antibiyotik direnç geninin insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olması nedeniyle yasak olduğunun belirtilmesi ile, GDO lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasının yasak olduğunun” belirtilmesi, kamu otoritesi tarafından kabul edilmiş.
Bilim insanlarının yaptığı araştırmalarda, GDO’lu ürünlerinin gıda olarak kullanımında insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da allerjik etkiler yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikro organizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı ifade ediliyor.
Türkiye’de, çıkarılan yönetmelikle ilgili GDO tartışmaları sürerken, gündeme düşen bir haberle GDO lu “Terminatör Geni”ni geliştiren ABD li şirketin, Türkiye ye gönderilecek GDO lu ürünlerin denetimlerini engellenmesi ve düzmece raporlar hazırlanması için Tarım Bakanlığı memurlarına rüşvet verdiği gerçeği ortaya çıktı.
ABD’li Delta&Pine Land (DPL) İŞTİRAKI Türk Deltepine’in Türkiye de 2001-2007 döneminde rüşvet dağıtılması, rüşvetin sözleşmeli çiftçiler tarafından Türk Deltepine için üretilen pamuk tohumlarının yetiştiği tarlalarda denetimlerin yapılmaması ile tohumların ihracı için Tarım Bakanlığı laboratuarlarında yapılacak numune analizleri sonrası sertifika alınması gibi iki önemli nedene dayanıyordu. Asıl skandal ise rüşvetin Türkiye de değil ABD de ortaya çıkması olmuştur.
Türkiye’ye GDO lu ürün, gıda ve yemlerin serbestçe ve kontrolsüz olarak girmesiyle, her yıl 4 milyon ton hayvan yemi, 1-2 milyon ton mısır, 1-1,5 milyon ton soya ithal edildiği bunların tamamına yakınının GDO lu olduğu biliniyor. Türkiye’de kullanılan hayvan yeminin %40 nın GDO lu yemlerden oluştuğu, tüketicilerin GDO lu yemlerle yetiştirilen hayvanlarla ve işlenmiş GDO lu ürünlerle ilgili tüketim sürecinde bilgilendirilmedikleri ve ülkemiz tüketicilerinin 1998 yılından bu yana GDO ları yaygın biçimde tükettikleri ortaya çıkmış.
GDO lu mısır ve soya 800-1000 çesit işlenmiş üründe kullanılıyor. Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi GDO lu ürünlerin olumsuz etkilerinin 20-30 yıl sonra ortaya çıkabileceğini, bu sürecin Çernobil’in etkilerinin ortaya çıkmasında da görüldüğünü hatırlatarak soruna dikkat çekmiş. GDO larla ilgili gerçeklerin yıllardır tüketici yurttaşlardan saklandığı ortaya çıkmış.
Biyoteknoloji şirketleri insanlığı yanıltıyor!
Aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olarak, eko sistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır.
Biyoçeşitliliği yok etmeyi amaçlayan GDO lu tohumlar kısırdır. Bu kısır tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı yaklaşımı ise doğru değildir. Oysa, ABD de Transgenik (GDO’lu) tarımda 13 yılda, 143 milyon kg Herbisitlerin (yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçları) ek olarak kullanıldığı ortaya çıkmış.
Dünyada farklı politikalar nedeniyle 1 milyarı aşan insanın açlıkla boğuştuğu gerçeğine karşın, bugün GDO ların açlığa çare olmadığı kanıtlanmış. Türkiye’de ekilen yerli mısır çeşitlerindeki verimliliğin ABD ve Arjantin de üretilen GDO lu mısırın verimliliğinden yüksek olduğu ortaya çıkmış.
2009 yılında Dünyada herbisit dirençli genetiği değiştirilmiş soya fasulyesi ekiminin yapıldığı araziler % 1 oranında azalmış. 2010 yılında bu azalmanın %3 daha yüksek olacağı öngörülüyor.
GDO ların bir önemli tehlikesi ise, dünya gıda ve yem piyasasının Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin eline geçmesi ve bunların insanlığa karşı silah olarak kullanılmasıdır.
Henry Kissingerin “Petrolü kontrol edersen, ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” Sözü, Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin amacını/hedefini çok net ifade etmektedir.
Yaşam Patentlenemez
Genetik yapısı değiştirilen tohumlar/ürünler patentleniyor. Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir. Bunun adı biyolojik korsanlıktır. GDO'lu tarım kendi dışındaki tüm tarım yöntemlerini ve özellikle de geleneksel tarım ile ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir.
Tüm bu nedenlerle de;
-GDO ların, GDO’lu gıda maddeleri ile yemlerin ülkemize girişi serbest bırakılmamalıdır.
-GDO’lu tohumlarının ülkemize girişini serbest bırakacak yasa çıkarılmamalıdır.
-GDO'lu tarımın önü açılmamalıdır.
-Yerli gen kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi ve ıslah çalışmaları yapılmalı, yerli tohumculuk sektörünün oluşturulması için politikalar üretilmelidir.
-TBMM de bulunan Biyogüvenlik yasa tasarısından eser miktarda da olsa GDO ların kullanımına izin vermemelidir.
-GDO ları kesinlikle reddeden, Biyoçeşitliliğimize sahip çıkan, Biyogüvenlik kanunu zaman geçirilmeden çıkarılmalıdır.
Ömer Faruk Akari / Dünya Bülteni





